Sevgili anneciğim, diye başladığım mektubumun başında bir süredir oturuyorum. Açıkçası bir avuç yazıya mektup denilir mi onu da bilmiyorum. Hoş, güzel olup olmadığını da bilmiyorum. Tek bildiğim bir şey varsa o da içimden geçenleri düşünmeden yazdığım çünkü biliyorum ki eğer düşünürsem yıkılırım.
Yan oda da belki son dakikalarını yaşayan annem yatıyor. Bazen kızıyorum kendime, “Neden gitmiyorsun o odaya?” diyorum. Son zamanlarını yaşayan anneciğim belki arada gözlerini açıp “Nerede bu zilli?” diyordur ama ben bunu bilmiyorum.
Dalıp giden gözlerimi kağıda çevirdiğimde gözlerimin dolduğunu hatta birkaç damlanın çoktan özgürlüğüne kavuşmuş olduğunu fark etmem zor olmadı. Birkaç dakika boş boş mektubuma baktım. En sonunda tekrar okumaya karar verip sarı kağıdı elime aldım. Örgü kazağımın kolları ile okumamı kolaylaştırsın diye gözlerimi silerken kapının çalması ile boş, umutsuz gözlerimi hastane kapısına çevirdim. Gelen annemin hemşiresiydi. “Anneniz sizi çağırıyor İpar Hanım.” Küçük bir kafa hareketi ile geleceğimi söyleyip masaya geri bıraktığım mektubumu elime geri aldım. Hemen yan odaya gidip yüzü solmuş olan anneme baktım. Yüzü solmuştu ama hala dünyanın en güzel kadınıydı.
“İpar!”
Hızlı birkaç adım ile yanına gidip oturdum. O bana son günmüş gibi bakarken ben de ellerimi altın saçlarında gezdiriyordum. Gözlerimin yeniden dolması ile sessizce mırıldandım. “Sana mektup yazdım anneciğim, sana onu okuyacağım.” Akan burnumu hızlıca çekip ellerim ile gözlerimi sildim.
Hazırdım. Sadece annemin duyabileceği şekilde okumaya başladım. “Sevgili anneciğim, senin bana baktığın o ilk anı hatırlamayabilirim ama bana hala o ilk günkü şefkatle baktığına yemin edebilirim. Bana ilk kez seni seviyorum dediğin günü bilmiyor olabilirim ama beni kendinden çok sevdiğini çok iyi bilirim. Eğer seni kırdığım her anın cezasını çekmezsem affet beni olur mu anneciğim? Çünkü ben biliyorum ki sen merhametli olansın. Eğer sana layık evlat olamadıysam özür dilerim anneciğim ama biliyorum ki sen hiçbir özrü geri çevirmeyensin. Belki sen buradan gideceksin ama ben senden hiç gitmeyeceğim. Sevgilerle kızın.”
Son nefesim ile odada kısa bir sessizlik oluştu. Daha sonra ise uzunca hiç susmayan tiz bir ses bu sessizliği bozarak annemi sadece benden bedenen kopardı.
Daha önce bu anı hep hayal etmiştim, kendimi hazırlamaya çalıştım ama hiç de tahmin etmediğim gibi tepki veriyordum. Hiçbir şey yapmadan öylece benim mektubumu bilirmiş gibi bu mektubu dinlemek için bekleyen ve daha sonra sadece bedenen benden ayrılan anneme bakıyorum. O an ağzımdan sadece şu cümle çıktı. “Affet beni anneciğim, sana daha fazla mektup okuyamadığım için.”
Pelin KOCATÜFEK 10 Fen Sınıfı