Tanıştırayım şu kahverengi saçlı, ela gözlü, güzel sesli kızın adı; Ece. Ece İzmir’de bir özel okulda okuyor. Sesi ise o kadar güzel ki bir müzik yarışması, okul konseri veya koro etkinliği olsa herkesin ilk aklına Ece gelir. Ece 8. sınıf öğrencisi ve (ona göre) harika bir hayatı var. Annesi ve babası, ona düzeni alıştırdığı için ise çok düzenli bir hayatı var. Aynı anda hem müzik aleti çalmaya hem ödevlerini yapmaya hem de soru çözüp ders tekrarı yapmaya fazlasıyla zamanı kalıyor. Ece tek kardeş değil, bir de kahverengi saçlı, annesi gibi yeşil gözlü ve çok tatlı bir erkek kardeşi var. Adı Kuzey. Kimi zaman pek iyi anlaşamasalar da Kuzey, ablasını her konuda desteklemeye çalışıyor, ablası da onu. Ece ayrıca çok da iyi gitar çalıyor ve bir o kadar da iyi seramik yapıyor. Ece’nin annesi de babası da tıp okudu. Annesi kalp doktoru, babası ise beyin cerrahı. Ece anne ve babasının meslekleri ile övünüp hava atmasa bile, sözü geçildiğinde göğsü kabarıyor. Ece gösteriş meraklısı ve parasıyla hava atan biri değil, hatta sadeliği tercih edecek biri. Ece okulda çok sevilen bir kız ama bu yüzden onu kıskananlar da var.
İşte o gün herkes koridora toplanmış, bir şey fısıldıyorlardı. Ece de ne var diye merak etmişti. Bir anda herkes Ece’yi görüp kenara çekilmişti ve yolunu açmışlardı. Ece duvarda ne görsün? Bir poster, renkli bir poster ama normal bir poster değil: Okullar arası bir ses yarışmasının posteri! Ve altındaki yazıyı da okumasın mı? Yarışmayı kazanan ilk üç kişi madalya ile ödüllendirilecek ve o üç kişiyi yarışmaya hazırlamak için sadece onların okuluna İstanbul’dan çok ünlü bir sanat jürisi gelecek!
Tanıştırayım, bu Leyla. Kendisi çok güzel bir kız ama neredeyse kişilik olarak Ece’nin tam tersi. Ece sadelikten hoşlanırken Leyla, süslü püslü gösterişli kıyafetler giymeyi tercih eder. Ece anne ve babasının mesleği ile hava atmazken Leyla her yerde anne ve babasının beş yıldızlı bir otel sahibi olduğunu söylüyor. Ece ne kadar pozitif ise Leyla da o kadar negatif ve karamsar. Leyla her zaman peşine en yakın arkadaşları Eylül ve Ekin’i takar. Okulun bir köşesinde hep Ece’nin dedikodusunu yaparlar. Ece de buna kızmaz hatta takmaz bile. İşte bu durum Leyla’yı dünyada en çok sinir eden şey. Ama ne yazık ki bir kötü haberimiz var: Leyla da yarışmadan haberdar…
O akşam odasına kapandı, belli ki bir planı vardı. Açtı defterini, yazdı bütün kafasındakileri ve kimsenin bulamayacağı kilitli sandığına koydu planını ve yattı. Yarın sabah her şey normaldi. Planını Eylül ve Ekin’e anlattı ve onlar da gülmeye başladı. Karşılarına bir engel çıkmadığı sürece her şey normal gidecekti. Seçmelere bir hafta, yarışmaya ise bir buçuk ay vardı. Yani Leyla’nın planının tam uygulanma sırası.
Türkçe dersi sonrası Ece tam kitaplarını dolabına koymaya gidiyordu ki kitaplar çok ağır geldi ve düştü. Elini kitabının üstüne koyacağım derken bir de ne görsün? İki tane fazladan el ve dost canlısı bir ses “Yardımcı olabilir miyim?” dedi. Arkadan iki tane daha ses “Biz de yardımcı olabilir miyiz?” diye sordu. Ece ne yapacağını şaşırdı çünkü önüne döndüğünde önünde seneler boyunca ona kin besleyen Eylül ve Ekin vardı. Başta Ece, bu olayda bir şüphe sezdi ama sonra duyduğu ses bütün şüphesini aldı götürdü: “Ece, biz yıllarca sana kin besledik, senden nefret ettik ama meğerse ne kadar yanılmışız. Seni o günden beri izledik ve ne kadar iyi bir kız olduğunu ne yazık ki şimdi fark ediyoruz. Bizi affeder misin?” Ece ne yapsa bilemedi. Annesi hep “Eğer bir insan hatasını anladıysa bunu gözlerinden belli eder.” derdi. Ama baksa da Leyla’nın mükemmel oyuncu yeteneği karşısında Leyla 1-0 öne geçti. Leyla ise adım 2 için annesinden özel öğretmen istedi. Annesi ise bunu kabul etti, ertesi gün bir öğretmen ile konuştu. Ece’nin ailesi de öğretmenle çalışmasını ona teklif etti ancak Ece’nin özel öğretmenle çalışmaya ihtiyacı yoktu. En yakın arkadaşları: Sevgi, Ayça ve Efe ile evlerinin garajında şarkı provası yapıyorlardı. E tabiki Ece tek başına katılmayacak. Onların grubunda Efe bateri çalıyor, Ayça elektronik gitar ve sevgi de org. Birbirlerini hep bir takım, bir grup olarak görüyorlar.
Seçmelerin yapılacağı gün geldi, çattı. Okula bir taksi yanaştı. Taksiden ise orta boylu, güneş gözlüklü biri çıktı. Müdür ve bazı öğretmenlerde o meşhur sanat koçunu görmek için çıkmışlardı. Leyla, adım 2 için abisinden, seçmelere birkaç dakika kala, top atmasını istemişti. Abisi de denileni yaptı. Abisi topu yumuşak atsa da Leyla’nın drama yeteneği onu, çok canı acıyormuş gibi gösterdi. Öğretmen revire inmesine izin verdi. Leyla o sırada Ece’ye “Benimle revire iner misin?” dedi. Ece’nin çalışması gerekiyordu ama arkadaşını kırmamak için “Tamam” dedi. Revir bir alt kattaydı ama Leyla rotada bir değişiklik yapmış ve “Bu tarafta kestirme yol var.” demişti. Gösterdiği yolda öğretmenlerin kullandığı bir arşiv odası vardı. Ece’yi arşiv odasına kilitlemişti.
Ece çok şaşırmıştı. Ama güzel de bir ders almıştı “Asla yalancılara güvenmemek.” Yapacak bir şey yoktu. Sadece izleyebilirdi. Elemeler çoktan başlamıştı. Birkaç dakika sonra kapı kolunda bir tıkırdama duyuldu. Gelen Ekin’di. Ece’ye: “Çok özür dileriz, Leyla’nın planını baştan kabul etmememiz gerekiyordu. Biz sadece seninle arkadaş olmak için planı onaylamıştık. Eylül aşağıda, gözcülük yapıyor, çok çabuk olmalısın çünkü aşağıda ödül töreni yapılıyor. Ben kapıyı açarım.” dedi.
Ece nefes nefese, aşağı kata koştu ve tam Leyla’ya altın madalya verileceği sırada “Durun!” diye bağırdı. “Ben daha şarkımı söylemedim.” Leyla Ece’nin odadan çıktığını görünce küplere binmişti. Yarışmanın jüri üyeleri olanları dinledi. Ece jüri üyelerini zor da olsa ikna etmeyi başardı.
Ecelerin grubu şarkılarını coşkuyla söylediler. O kadar enerjik ve kıpır kıpır bir şarkıydı ki tekerlekli sandalyedeki dinleyiciler bile kalkıp dans etmek istedi. Ve dahası da var, Eylül ile Ekin Leyla’nın hile yaptığını öğretmenlerine söyledi. Leyla diskalifiye oldu. Ece’nin grubu yarışmanın birincisi seçildi. O günden sonra Eylül ve Ekin’in yeni bir arkadaşı oldu:
Ece Nil Mesekoparan 6C