Yıl 2035. Geziniyorum dünyada. Her zamanki gibi insanların hayatları, yaşayış biçimleri, amaçları, istekleri, hatta ihtiyaçları bile farklı farklı. Gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlara bakıyorum.
Hepsinin elinde gelişmiş teknolojiler var. Kimisinin çok özellikli bilgisayarı; kimisinin ağırlıksız, görüntüleri içinde kayıp duran telefonları, adını daha önce duymadığım, telafuz etmekte zorlandığım çeşit çeşit lüks otomobilleri, saray yavrusu gibi evleri var. Yoksul ülkelere bakıyorum insanlar günlük yiyeceğini karşılayabilmek için saatlerce ter döküyor, bir damla su için birbirlerini öldürüyor.
Ben olsam buralarda ne yapardım diye bakıyorum ve kendimi gelişmiş bir ülkede ilaçlar üreten bir bilim insanı olarak buluyorum. Öyle bir ilaç üretmişim ki her türlü hastalığa anında çare buluyor. İnsanlar bu yüzden bana adeta tapıyor. Ülkeler ilacı almak için dehşet paralar ödüyor çalıştığım şirket kazancını üç ayda ona katlıyor.
E tabi ben de zenginleşiyorum. Sonra bir gün bir haber okuyorum ve ilacımın herkese ulaşmadığını görüyorum. Sırf yoksul oldukları için insanların hala en basit hastalıklardan öldüğünü görüyorum. Bu yüzden de oralara gidip ilacımdan tüm bu bölge halklarına dağıtmak istiyorum. Yanımda uçaklar dolusu ilaç, o ülkelere gidiyorum, irtibatlar kuruyor ülkede yaşayan tüm yoksullara ilaçlarımı ulaştırıyorum. Yıllar geçiyor ilaçlarım en cüzi rakamlara satılmaya başlanıyor.
Artık fakir olduğu için ilaca ulaşamayan yok, artık parası olmadığı için hastalıktan ölen de. Ömürler uzuyor. Göğsümde bir rahatlık, yaşadığım yerden tatil yapmak için uzaklaşıyorum. Artık iyi bir nefes almanın vakti geldi diyorum. Aracımda havalı havalı telefonumu karıştırıyor haberleri okuyorum ve sonunda şöyle bir duraksıyorum.
İnsanların; evleri olmadığı için sokaklarda yatmak zorunda kaldığını, vatan kurtarmak için değil ülkeler daha fazla para kazansın diye askerlerin şehit düştüğünü, sadece kadın olduğu için katledildiğini okuyor; çevre kirliliğinin son seviyeye ulaştığını, yaşanacak bir dünyanın artık sadece romanlarda olduğunu öğreniyorum. İçimde garip bir başa dönmüşlük hissi. Üzülüyorum. Üzülüyorum ama bütün bunlara tek başıma çare olamayacağımı da biliyorum.
Çünkü bu sorunların çözümü için bütün dünya değişmeli. Tüm insanlık değişmeli hatta kâinat tümden reenkarnasyon geçirmeli. Kurallar baştan konmalı ve belki de uyulması gereken en önemli kural “Bir önceki hayatta olduğu gibi asla vicdanına sağır yaşama” olmalı.
Yıl 2235. Görüyorum. Görüyorum. Yaşadığımı görüyorum. 200 küsur yıl yaşadığımı görüyorum. Ne yazık ki ömrümün sonuna kadar insanlığın değişmediğini görüyorum.
Elif VATANSEVER 7-B