Bir zamanlar Mora adasında, Sylvia adı verilen küçük bir kız yaşarmış. Bu kız tabiata çok düşkünmüş, sık sık orman yürüyüşlerine çıkar; bu yürüyüşlerinde farklı bitki türlerini tanır, hayvanlarla dostluklar kurarmış.
Yine bir gün bir orman yürüyüşü esnasında yeni açan bahar çiçeklerine bakarken saatlerin nasıl geçtiğini fark etmemiş bir anda kendini patikanın dışında ve ormanda kaybolmuş bir vaziyette bulmuş.
Sylvia bugüne değin doğanın hep rengarenk, cıvıl cıvıl ve anaç yüzünü görmüş ve onun bu cazibesine kapılmış ancak şimdi alacakaranlıkta ormanın bambaşka bir yüzüyle karşılaşmış. Sylvia karşılaştığı bu manzara karşısında dehşete kapılmış, sabah bülbüllerin şarkılarıyla dans eden ağaçlar; gece olunca o koca gözleriyle küçük Sylvia’yı izleyen baykuşların rasat kuleleri oluvermiş.
Küçük Sylvia büyük bir panik içinde evinin yolunu bulmaya çalışırken yılanlarla, yarasalarla ve kocaman örümceklerle karşılaşmış; tüm bunlara çocuk yüreği daha fazla dayanamamış ve korkudan çığlığı basıvermiş. Zaten ormanın içinde kızlarını arayan Sylvia’nın ebeveynleri çabucak sesin geldiği yöne doğru gidip kızlarını kurtarmışlar.
Küçük Sylvia yorgunluktan bitap düşmüş olacak ki eve varır varmaz uyuyakalmış. Sabah olup da yeni bir güne gözlerini aralayan Sylvia başta o günden sonra tekrar ormana gitmemeyi düşünmüş ancak sonradan kısa zaman önce büyük babasıyla yaptığı bir sohbet aklına düşüvermiş. Tatilin birinde dedesiyle nenesini ziyarete gittiği bir vakitte, her zamanki gibi dedesiyle hayat üzerine sohbetler etmişler.
Küçük Sylvia dedesine iyi bir insan olmak için ne yapması gerektiğini sormuş, dedesi ise bu soru karşısında tebessüm etmeden duramamış ve ardından şu sözleri eklemiş:
Canım torunum, insanın içinde iyiliğin de kötülüğün de tohumu vardır. Ancak hangisini sularsan yeşerecek olan odur. İnsanlar yalnız siyah ya da yalnız beyaz değildirler. Bir kimsenin içindeki siyahı görüp de sırt çevirme çünkü emin ol içinde iyiliğin tohumları da var. Tek yapman gereken bir bardak su alıp o tohumlara su vermek olmalıdır. Kimseleri yargılamamalı, herkesin olduğu kişiye saygı duymayı bilmelisin. Benim sana verebileceğim bundan ala nasihat yoktur yavrum.
Küçük Sylvia o zamanlar bu sözlere pek anlam verememiş olsa da ancak şimdi dedesinin ne demek istediğini anlayabilmişti. Sylvia tıpkı insanlar gibi her şeyin içinde aydınlık olduğu kadar, karanlığa da yer olduğunu ve hayat dediğimiz şeyin zıtlıkların uyumundan ibaret olduğunu kavramıştı.
Hayat yolculuğunda hepimiz iyi olduğumuz kadar kötü, dost olduğumuz kadar düşman, av olduğumuz kadar da avcıydık; bu gerçeğin farkına varmış olan Sylvia yine her zamanki gibi ormanın yolunu tutmuştu. Artık tabiatı olduğu haliyle kabul etmesi gerektiğini biliyordu. Kolundaki sepetine yerden topladığı yaban çiçeklerini doldurmuş, geç olmadan evin yolunu tutmuştu. Böylelikle küçük Sylvia hayatla gerçek bir tanışma yaşamış ve bu hikâye de burada son bulmuş oldu.
Bengüsu Ataoğlu
12/B