Salıncaksız çocuklar

Biz insanlar ne tek başımıza yaşayabiliyoruz ne de birbirimizle.

Bazen demir parmaklıklara kapatıyoruz kendimizi sonra yalnızım ben diye iç çekiyoruz. Engelliyoruz güneşin tenimize değmesini; rüzgarın saçımızı dağıtmasından yakınıyoruz. Biz bir şeyi ne olduğu gibi kabul ediyoruz ne de kilitli bir sandığa koyduğumuz halini.

Her şeyden uzaklaşıyoruz, canımızın yanmasını istemiyoruz. Savaşmak bizim için baştan kaybedilmiş bir oyun. Oturuyoruz ve izliyoruz hayatı. Gözlerimizle. Gözler sadece görünen gerçeği görebiliyor ne yazık ki. Oysa hayat perdenin ardındakilerden ibaret.

Ateşin sürekli yaktığını düşünüyoruz, ısıtılabileceğinden haberimiz yok. Suyun bizi boğacağından eminiz fakat susuzluğumuzu giderebileceğini anlamadık. Kaybetmekten korkuyoruz ve hiç oynamıyoruz. Uzun bir yol var önümüzde etrafa bakmadan yürüyoruz. Sağ tarafta ağır kaldırım taşlarının arasından ince boyunlu bir çiçek yeşermiş, göremiyoruz onu bu yüzden inanmıyoruz belki de mucizelere bilmiyorum. Okşamıyoruz ki bir kedinin başını nasıl öğrenelim merhameti?

Sabah evden çıkarken çiçeklerini sulayan güler yüzlü teyzenin tatlı günaydın sözcükleri, günün ilk ışıklarına selam veren kuşların cıvıltıları, yeni bir gün yaşayacak olmanın verdiği tatlı merak, acaba bugün neler olacak endişesi ve bunların bize vermesi gereken mutluluk kocaman bir boşluk içimizde. Mutluluğu hep daha fazlasında arıyoruz. Çiçek bahçesi mutlu ediyor bizi, kaldırım taşlarının ağırlığına meydan okuyarak yapraklarını güneşe çeviren minik bir çiçek değil. Hayat böyle olmamalı. Biz gökkuşağı için seviyoruz dünyayı, sonra bir yağmur damlası iniyor yeryüzüne, darmadağın ediyor yalandan kurduğumuz mutluluk salıncaklarını. Geriye kalan salıncaksız çocuklar.

Aybüke Çılgın

12-B

Şirinyer Sınav Anadolu Lisesi

Previous Post
Next Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir