Yılbaşı yaklaşıyordu. Ve Londra’da kar ile beraber hazırlıklar başlamıştı. Biz ilk defa yılbaşını başka bir ülkede kutluyorduk. Ben annem, babam ve arkadaşımla kutlayacaktık. Burada her yıl dilek tutulup yılbaşında okunurmuş. Bizde bunu yeni öğrenmiştik. Babamın işi nedeniyle taşındığımız Londra’da okulda yılbaşı hazırlıkları vardı. Yılbaşının çok güzel olacak diye geçirdim içimden. Bu yıl yeni bir ülke, yeni bir hayat, yeni arkadaşlar seçmek çok zordu. Bizi herkes yeni geldiğimiz için yargılıyordu ama bu sene çok güzel olacaktı. Annem evde yılbaşı ağacını, yılbaşı kurabiyelerini hazırlamıştı. Yılbaşını arkadaşım ile kutlayacağım için çok heyecanlıydım. Hem yılbaşında kiminle olursanız onunla iyi geçinirsiniz derlermiş.
Ve artık yılbaşı gelmişti. Sabah okuldaydık ders işlemedik kutlama yaptık. Saat sekiz olmuştu üzerimde kırmızı parıltılı bir elbise ve siyah babet vardı. Çok güzeldi kıyafetlerimiz. Annem yemeği çok güzel hazırlamıştı. Yemek yedikten sonra hepimiz oturup anılarımızı izledik. Hepsi mükemmeldi bazı anılarımız bizi çok güldürdü mesela benim küçüklüğüm aşırı komikti. Bazı anılarımız da vardı gözlerimizi yaşarmıştı. “Ağlarken herkes kimsesiz bir çocuktur.’’ sözü geldi birden aklıma. Neden bilmiyorum ama anılarımda hep bir burukluk var.
Benim arkadaşımla olan anılarımız vardı. Bazen diyorum ki büyümek ne kadar güzel bazen de o masumluğu o güzelliği özlüyorsunuz. Anılarımızı izledikten sonra, oyun oynadık. Gece on ikiye çok az kalmıştı. Dışardan bir ses duyuldu bir siren sesi gibi.
Bir anda annemin bardağı kırıldı ve annemin eli çok derin bir biçimde yaralanmıştı kanlar içindeydi. Hemen hastaneye gittik ben çok ağlıyordum. Annem de istemsizce gözyaşlarını akıtıyordu. Neyse ki kan durmuştu içim rahatladı. Arabayla arkadaşımı bırakmak için işlek bir caddede durmak zorunda kalmıştık. El sallayarak uzaklaşıyor bize tatlı gülümseme fırlatıyordu ki hızla gelen lüks bir otomobil arkadaşıma çarpmıştı. Kâbus gibiydi kanlar içinde bir canlı görmek… Yanında içim çekilmiş öylece kalmıştım. Bu gece nasıl bir geceydi böyle? Aşırı üzgündüm. Eve döndüğümüzde uyuyamadım. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. En iyi arkadaşımı kaybetmiştim yaşama sebebimi. Annem bana küçük denizkızı derdi. Ama artık denizkızı kendi sularında boğuluyordu. Annem nasıl olduğumu sordu bende anneme tek bir sözle “Anne benim artık güneşin doğmasını bekleyecek gücüm kalmadı ama siz yeni doğacak güneşi mutlaka bekleyin. Anne ben gidiyorum.” diye hava almak için açtığım pencereden atlamıştım çünkü olanlar fazla ağır geliyordu. Hayatı boyunca hiç verilmeyen kıza, toprak olunca verilmişti tüm çiçekler…
Anneme yazdığım notta “Bilmiyorum anne bazen kendimi uçurumun ucunda sallanırken buluyordum, bazen nerdeyse düşmek üzere oluyordum. Bazen de biri sürekli elimden tutup yukarı çekiyor ama sonra gidiyor gibiydi. Sonra yine oluyordu. Binlerce milyonlarca kez başa sarıyordu. Ve ben her seferinde elimi uzatıyordum. Gülüyordum ama kirpiklerim ıslaktı.” Ve kan ter içinde uyandım. Odamdaydım ve bilincimi hissettiğim an o kadar mutluydum ki… Bu yılbaşı harika geçecekti. Hemen hazırlıklara başlamalıydık.
Sude SAYHAN
7-C