Yılbaşını herkes sever, ama bazıları için öyle değildir. Yılbaşı gelince mutsuz ve agresif olabiliyorlar, tıpkı benim gibi…
Bir sabah uyandım, ama bir şey farklıydı… Sokaktan gülen, bağıran çocukların sesi geliyordu. Ne olduğunu anlamak için pencereden dışarıya baktım. Aman tanrım kar yağıyordu! Nasıl? Yılbaşının geldiğinin farkında bile değildim. Bu nasıl olabilirdi? Ama artık bir önemi yoktu… Zaten soğuktan nefret eden biri için yılbaşının bir anlamı da yoktur. Pencereden ayrılıp aşağı indim. Babamın yılbaşı ağacı alığını ve onu süslediğini gördüm. Hayır! Hayır! Hayır!.. Benim yılbaşından ne kadar nefret ettiğimi bilmesine rağmen yine de ağaç almıştı. Babam “Sen de süslemek ister misin?” diye sordu. Bende babamı çok sevdiğim için onu kıramayıp yardım ettim, çünkü benim için o bir tanedir. Peki ya süslerken eğlendim mi? Hayır! Annem yemeğin hazır olduğunu söyleyince mutfağa koştum. Annem yılbaşının özel bir gün olduğunu düşündüğü için (!) olması gerekenden fazla yemek yapmıştı. Anneme mutsuz olduğumu belli etmedim, çünkü o kadar yemek yapmıştı ve bende onu üzmek istemedim. Yemek yiyip dışarı çıktım, dışarı çıktığım anda yüzüme gelen o sert soğuk esintiyle bütün vücudum buz kesti. İşte yılbaşını bu yüzden sevmiyordum, olduğundan daha soğuk gelirdi hep bana. Umursamamaya çalışarak okula doğru yürümeye başladım. Kardan dolayı yürümek te zorlanıyordum. Bunlar yetmezmiş gibi birkaç defada yere düştüm. Düştükçe daha çok sinirlendim. Üstüne üstlük mont kalın ve ağırdı. Beni çok boğuyordu. En azından sınıf sıcaktır diye düşündüm, ama öyle miydi? Hayır, hayır! Yine soğuk, yine soğuk! Arkadaşlarımın sınıfı süslediklerini görünce boşuna uğraştıklarını düşündüm, eninde sonunda süsledikleri eşyaları çıkartmayacaklar mıydı? Sessizce sırama oturduktan sonra içeriye öğretmen girdi ve beklemediğim bir şey söyledi, “çekiliş yapacağız”. İçimden “yine mi?” dedim. Öğretmenimiz herkesin adını küçük kâğıtlara yazıp çekilişle kimlere hediye alacağımızı belirledi. Benim şansıma sınıfın en sessiz çocuğu çıkmıştı… Tek sorun onun ne sevip sevmediği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir an çok kötü bir durumda olduğumu düşündüm. Bir de umursamadığım bir şey için neden telaşlanayım ki dedim. Onun yanına gidip ne tür şeyler sevdiğini soracakken, öğretmenimizin “kime ne alacağınızı söylemeyin” dediğini hatırladım ve sormaktan vaz geçtim. Onun gözlemleyip ilgilendiği şeyleri keşfetmeyi umuyordum. Biraz saygısızca olurdu belki ama onu neredeyse hiç tanımıyordum. Zaten okula daha iki hafta önce gelmişti.
Onu yemekhaneye giderken takip ettim, diğer kızlar bir tarafa toplanmış kıkır kıkır gülüşürken o onları tek başına oturduğu masasında kıskanarak izliyordu. Yalnızlığının hüznü gözlerine vurmuştu. Beden dersinde de durum çok farklı değildi. Birkaç defa sınıftaki çocuklarla konuşmaya çalışsa da ondan uzaklaşıyorlardı. Onu sürekli yalnız görüyordum ve onun bu hali beni üzüyordu. Hiç kimse bu kadar yalnız olmamalı diye düşündüm. İşte o zaman ona ne hediye edeceğimi bulmuştum. Bir arkadaş…
Ece ÖMÜR
7-C